bazen sevdiğiniz için alttan alırsınız, kişiliğinizi kapıda bırakırsınız. aşk için kişiliğinizi kulak arkası ediverirsiniz. taşıyamayacağınız bir yük sırtınızda, önünüzde upuzun bir yol uzanır. hayat uzundur, siz gençsinizdir belki ama sanki o tekmiş, sadece o varmış gibi her şeyi ona verirsiniz. ne aradığınızı bilmeden ayağınızı sıkan ayakkabıyla ya da belinizi büken bir yükle yürür, yürürsünüz. ta ki gerçekten nefesiniz tükenene veya tökezleyip kalkamayana kadar. en sonunda o ayakkabıyı çıkarır, o yükü omuzlamayı bırakırsınız. gariptir, “o çağırır bir kez daha ve en sonunda gitmek zorundasınızdır.”
ya da bazen aşk sizi bir yapar. veya siz öyle sanırsınız. bir sanırsınız. bir elma değildir oysa aşk, siz öyle sanırsınız. gün gelir çatar ki aslında siz bir değilmişsiniz, idrak yolları açılır önünüze. lakin önünüzde bir harita vardır ve dışarıda korkutucu bir dünya. geri dönmek, o elmadan bir kez daha ısırmak istersiniz, çünkü nedir? ayrılamazsınız. “tıpkı yağmurun kendi kendini ayıramadığı, bulutunu seç diyemediği gibi.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder